Browse English content! Bizi tavsiye edin! Bizimle iletisime gecin!

1958’den Bir Göçmenlik Hikayesi

Göçmenlik
Erinç Mullaoğlu
9 Ocak, 2008 - 09:37

Asağıdaki makale, Victoria, BC'de yaşayan, Vancouver Adası Türk Derneği kurucusu ve ilk başkanı, değerli büyüğümüz Sayın Salih Zeki Çınar tarafından yazılmıştır. Sayın Çınar'a, bu güzel makaleyi bizimle paylaştığı için çok teşekkür ederiz.

1958’den Bir Göçmenlik Hikayesi
Yazar: Salih Zeki Çınar

1955 yılında Amerika’dan Türkiye’ye dönmüş ve Orman Mühendisi olarak Ankara’da görevime devam ediyordum. 1950 - 1960 yılları, Başbakan Adnan Menderes’in nurlu ufuklara ulasacağı günler uzak değil, her köşeye bir milyoner koyacağız dediği fakat herşeyin pek az veya hiç bulunmadığı, yok yoklar ve kuyruklar devresiydi.

Ankara, Bahçeli Evler’de oturuyorduk.Yanımıza Bolu köylerinden bir orman işçisinin sekiz yaşındaki kızını evlatlık gibi almıştık. Bakkala, kasaba gönderir ve ufak tefek şeyler aldırırdık Hacer’e. O sıralarda birçok kuyruklar arasında en önemlisi et kuyruğu idi. Küçücük Hacer sabah erkenden kuyruğa girer, saatlerce bekledikden sonra eli boş eve gelir ve gözleri dolu “ Hanım baa gelene gadar et bitti” derdi. Biz de kuru fasülye, pilav ve lahana turşusu yer, küçücük radyomuzdan Adnan Menderes’in nurlu ufuklar nutuklarını dinler ve hayalle yaşardık.

Bir gün bakkala gittim ve patrona tuvalet kağıdı var mı diye sordum. Sorumu yanlış anlamış gibi yüzüme baktı ve tulum peyniri mi? dedi. Hayır tu-va-let kağıdı dedim. Ne tuvalet kağıdı, geç beyim geç dedi. Ben de tuvalet kağıdı ümidi kalmayınca dairedeki daktilo kağıtlarını dörde böldüm ve tuvalette duvara astım.

Yoklar böyle devam ederken hep Amerika’daki rahatlık ve bolluğu düşünürdüm. Yok denen bir şey yoktu. Öğrenci olmamıza rağmen küçük paramızla yine de rahattık.

Yıl 1958’di. Bir gün iki arkadaş Kanada’ya göçmen olarak gitmeyi tasarladık İlk iş Kanada Elçiliğine gidip bu isteğimizi anlatmaktı. İkimiz de Amerika’da bulunmuş ve Kanada hakkında oldukça bilgimiz vardı. Bilhassa ormancı olmamız ve Kanada’nın da bir orman memleketi oldugunu düşünerek yarım yamalak İngilizcemizle dahi gidince orada iş bulacağımıza kendimizi inandırmıştık. Bir gün elçiliğe gittik. Girişte sarışın ve boylu bir Kanadalı hanım bizi karşıladı. Biz Kanada’ya göçmen olarak gitmek istiyoruz, Sayın Elçi’yi görebilir miyiz dedim. Hanım: Elçi çok meşgul Konsolosla görüşmek ister misiniz dedi. Biz de isteksiz ama peki dedik. Konsolos Fransız asıllı bir kimseydi. Konsolosa biz hemen gitmek istiyoruz dedim. İşlemler 6 ay sürer dedi ve işleme basladı. Ormancı olduğunuz için Kanada’da iş bulmanız zor olmaz diye ekledi.

Göçmen olarak kabulümüz haberi uzun surmeden geldi. Toronto’ya gidip orada göçmen ofisiyle gorusmemiz istenmisti. Herşeyimizi satıp uçak parası yapmıştık. 2 Eylül 1958’de Ankara’dan o zamanki Pan American hava yolları uçağıyla ayrılmış ve Shanon, İrlanda’da durdukdan sonra New York‘a inmiştik. Ankara’dan hemen ayrıldıkdan sonra rahat bir hayata ulaşacağımızın sevinci ile uçakta viski ısmarlamış ve şerefine diye içiyorduk. Bizi pek neseli gören ve Orta Doğu’dan dönen yaşlı bir Amerikan iş adamı gülerek sordu: Nereye gidiyorsunuz? Kanada’ya. Peki orada bir iş temin ettiniz mi gitmeden? Hayır. Aman Allahım bu ne cesaret , şimdi Kanada’da işler çok iyi değil, bu çocuklarla ne yapacaksınız? Bu soruya cevap veremedik. Suratlarımız uzadı ve viskiyi bir yudum daha içemedik. New York’tan Trans Canada uçağıyla 3 Eylül’de Toronto Malton hava limanına indik. Taksiye binip şehre gittik. Kalacağımız Fort Oteline gelince taksi söförüne ne kadar dedim. Beş dolar dedi. Cebimde sadece 25 dolar ve bir de yedi dolarlık bir çek vardı. Beş doları verdim . Şöför 25 cent daha istedi. Neden? Çünkü Kanada doları 105 Amerikan Cent’i idi. O sıralarda Türkiye’de dolar bulmak çok zor idi. Bir gün Ulus’taki Maliye bakanlığına saat beşten sonra gittim. Maliye Müsteşarı Şefik Soyer’i görüp dolar isteyecektim. Koridorlarda benden başka kimse yoktu. Kapıyı heyecanla tıkladım. Gir deyince içeri girdim. Yarı belime kadar eğilip saygımı gösterdim. Şefik bey: Ne istiyorsun oğlum? Beyefendi ailece Kanada’ya gidiyoruz. Dolara ihtiyacım var. Biraz lütfeder misiniz dedim. Düşündü ve sana 25 dolar veriyorum dedi. Parayı alıp teşekkürle ayrılmıştım.

Toronto’da hemen Immigration ofisine gitmiştik. Biz orman mühendisiyiz ve mesleğimizle ilgili iş istiyoruz dedik. Bu sırada orman piyasası çok düşük ve orman şirketleri eleman almıyorlar, ama biz size iş bulana kadar bir miktar para (Kanada’da yoksul ve işsizlere verilen bir para) verir ve kendi mesleğinizde iş buluncaya kadar geçinirsiniz dediler. Ben buna itiraz ettim. Hayatımda çalışmadan bir para almadım dedim ve ne çeşit iş bulursanız yapmaya hazırım dedim. Peki sizi bir ağaç fidanlığına ( Chrismas Tree Farm) göndereceğiz orada geçici bir iş var. Peki dedik. Fidanlıkta işimiz iki metre boyundaki ağaçları toprağıyla yerden çıkarıp ambalajlamaktı. Bu ağaçlar yaklaşan Noel mevsiminde evlerde süslenecekti. İş bizim için ağırdı ve hiç yapmadığımız bir şeydi. Orada iki hafta kadar çalıştık ve fidanlık sahibi geldi ve bize iş bitti zaten sizin yapacağınız bir iş değildi bu dedi. Hele şu adam kaytarıp durdu diyerek arkadaşımdan memnuniyetsizliğini gösterdi. Tekrar ofise gidip iş istedim. Evet sana bir iş daha var dediler. Bu defa Toronto’nun 40 kilometre uzağında bir yerde kamyona koyun yükleyeceksin. Peki dedim. İş yerine gittim bana baktılar ve bütün gün kamyona koyun yükleyecek kuvvette bir şahıs olmadığıma karar vermişler ki bu iş sana göre değil dediler. Sen daha once ne iş yapardın? Ben Orman Mühendisiyim. Seni Immigration nasil bu işe uygun gorur? Git söyle onlara. Oradan üzülerek ayrıldım. Bana yeni bir iş buldular. Büyük bir mağazanın deposunda süt tozu çuvallarını bir yerden alıp başka bir yere götürmekti. Bütün gece değirmenciyle döğüşmüş gibi yüzüm gözüm beyazdı.
Gece yapılan bir işti. Akşam yemeği zamanında biz işçilere bir dolar yemek parası verirler ve karnınızı doyurun derlerdi. Bir pazar günü oturup bütün Kanada çapında bulduğum iş adreslerine mektup yazarak Orman Mühendisi olarak iş istedim. Biri müstesna hepsinden üzülüyoruz ama iş yok diye nazik cevaplar geldi. Bir akşam eve gelince hanım, sana bir telgraf var dedi. Sevinçle okudum. Derhal Prince George, B.C.’de Orman Bölge Müdürünü görmek icin hareket et deniyordu. Hemen hemen Kanada’yı bir uçtan diğer ucuna geçmemiz gerekiyordu ama bu bir işti, nasıl kaçırılırdı. Çalıştığım yere ben işten ayrılıyorum dedim. Başımızdaki görevli (foreman) hayretle nasıl böyle işi bırakırsın dedi. Ben Orman Mühendisiyim ve mesleğimde bir iş buldum dedim. Bak hiç anlayamamıştım bunu. Buradaki çalışanların hepsini sokaktan topladım dedi. Bana bütün işçiler birlikte bir akşam yemeği verdiler. Ben de yemek param olan bir doları yol masrafları için bir araya koydum. Aralık sonlarında trenle üç gün üç gecede Prince George’a geldik. Sevincimizden Kanada’nın kışı bize bir dağ tatili kadar tatlı geliyordu. Bütün emelimiz biraz para yapıp beş yılda Türkiye’ye dönmekti.

Prince George’da bir gün çocuklar sinemaya gidelim dediler. Sinema binası hemen motelin karşısındaydı. Caddenin yarısından geri döndük. Karlı bir günde ısı eksi 30 derece idi. Orman Dairesine gittikten sonra Türkiye’den geldiğimi duyan ormancılar Kanada kış koşullarına uygun ormanda giyecek elbisem olmadığını düşünerek bir gün bana bir paketle gerekli kış elbise ve ayakkabılarını iyiliksever bir ormancı hediye olarak getirdi. O şahsın bu pek insani yardımına bütün hayatim boyunca müteşşekirim. İlk gün ormana çıkarken bana verilen bütün elbiseleri üst üste giymiştim. Uzaya çıkacak astronotlara benzemiştim. Bana bir çift te hedik (snow shoes) verdiler, kar üstünde rahat yürüyebilmek için. Dört kişilik çalışma grubunun en küçük kıdemlisi bendim. Bu gençler benim, aralarında geçici olduğumu biliyor ve bir kınskançlık duyduklarını anlıyordum. Görevimiz ormanda kesilecek ağaçları boya fışkırtarak işaretlemekti. Bir gün bana dediler ki bizim bir geleneğimiz var, grubumuza yeni gelen herkesi boyarız. Beni, mavi boyayla boyadılar ve hepsi gülüştü.

Prince George’a gönderilmemin nedeni Kanada ormancılığını ormanda ve en aşağı düzeyde çalışarak görmemdi. Bunun bana çok faydası oldu. Dokuz ay sonra asıl görev yerim olan Victoria, B.C. British Columbia’nın baş şehrine geldik. Prince George’da doğan oğlumuz ile şimdi beş nüfuslu bir aile idik. Orman Mühendisi olarak imza atma yetkisi için her Kanadalı ormancı gibi benim de bir tez yazarak bunu ilgili kuruma Kabul ettirmem gerekiyordu. En önemli koşullardan birisi tanınmış bir üniversite mezunu olmaktı. Yaptığım başvuruya, İstanbul Üniversitesi tanınmış bir üniversite değil ve bu nedenle sana lisans veremeyiz dediler. Bir hayli yazışmalardan sonra lisansı almaya hakkım olduğunu kabul ettiler. Victoria’da otuz yıl Orman Bakanlığında çalıştıktan sonra 1988’de erken emekli oldum.

Bir gün Victoria’da bana nasıl iş verdiklerini söylediler. Ben Toronto’dan British Columbia Orman bakanına hitap eden bir mektup yazmış ve iş istemiştim. Bakan mektubumu alıp Orman Genel müdürüne götürüyor ve birisi iş istiyor, kendisine bir cevap verin diyor. Genel Müdür mektubumu baş Civil kültürcü beye veriyor ve soruyor: Orman Genel Müdürlüğünde her memleketten ormancı çalışıyor, Türkiye’den de var mı? Cevap hayır. Genel Müdür, işte bir tanesi iş istiyor. Hemen buraya gelmesi için bir telgraf gönder diyor. Bundan kısa süre sonra Victoria gazetesinde bir yazı çıkıyor: Başlık: mini United Nations (Küçük Birleşmiş Milletler). Orman Bakanlığında her memleketten ormancı ve bir de Türkiye’den var.

Bu güzel ülkede uzun yıllar boyunca ailece acı ve tatlı günlerimiz oldu. Hayat nerede olursanız olunuz inişli ve yokuşlu. Sonuçta eğer sıhhatli iseniz ne mutlu size. Yaşadığınız yer ikinci derecede önemli.

Kanada’ya Türkiye’den gelecek göçmenlere tavsiyem: dürüst ve çalışkan olun. Karşılaşacağınız mücadelelerden yılmayın. Bir gün emeğinizin semeresini göreceksiniz. Burası sulh ve harmoni içinde yaşanan bir ülke. Bu memlekette hayatınızı kazanacaksınız. Öyleyse buraya sizin de bir borcunuz olacak. Bu ülkeye bir katkıda bulunun ve ekmeğini yediğiniz için minnettar olun. Sırası gelince gönüllü işler yaparak vicdan huzuru ile buranın nimetlerinden faydalanın. Örneğin ben emekliye ayrılınca gönüllü iş aradım. Bana niçin gönüllü çalışmak istiyorsun dediler, ben de Kanada bana istikbalimi temin etti, ben de şimdi birazcık da olsa gönüllü ve parasız çalışmak istiyorum dedim. Ben ve eşim beş yıl, yaşlı ve kimsesiz kalmış insanlara yardımcı olduk. Bu hizmetimizi Kanada Sağlık Bakanı bir takdirnameyle onurlandırdı. İçinde bulunacağınız Türk toplumuna katkıda bulunun. Zaman zaman bir araya gelmeği bir zevk bilin ve buradaki pek çok etnik grupların yaptığı gibi bilimli bir toplum olarak varlığınızı gösterin. Göreceksiniz ki bizler bu konuda çok geç kalmışız. Bugün vatana hizmet yalnız Türkiye’de değil dünyanın neresinde olursanız olun yapılabiliyor. İnanın ki burada adımızı duyurmak ve başka etnik gruplardan hiç bir aşağı tarafımız olmadığını faaliyetlerimizle göstermek Türkiye hudutlarında nöbet bekleyen mehmetçiğin görevi kadar kutsal ve elzemdir.

Salih Zeki Çınar